6/2/2009

IRKLAR, DAVRANIŞLAR VE GENETİK


Bugün, basın ve televizyon başta olmak üzere önemli pozisonları ele geçirmiş Liboşlar (işbirlikçi liberaller), siyonistler, vatansız komünistler ve ABD’nin kadim işbirlikçisi Araplar tarafından desteklenen sahte İslamcılar, Irka dayalı milliyetçiliği eleştirmekte ve insanların eşit olduğunu iddia etmektedirler.


Öncelikle şunu belirtelim:
Birine anne, baba veya kardeş diyebilmek için kan bağı gereklidir. Annemizin ve babamızın özellikleri bize kalıtım yoluyla (genler) geçer ve bize fiziksel ve zihinsel özelliklerimizi verir.
Bu kan bağı kutsaldır ve bizi bir aile kılar; toplumun geri kalanından ayırır.

Milletleri ve Irkları da bir arada tutan ve diğerlerinden farklı kılan da bu kan bağıdır.


Evet, adalet veya Tanrı huzurunda herkes eşittir. Bunu Kuranı Kerim’de söylüyor. “Öyle de olmalıdır.

Ancak her insan aynı yeteneklere sahip değildir. Bazısı matematik dehası olur iken bazısı embesil olmakta, okuma yazmayı bile sökememektedir.

Evet, insanlar Tanrı Huzurunda eşittir ancak bu dünyada herkesin farklı bir işlevi vardır ve insanlar eşit yeteneklerle yaratılmamışlardır.


Sosyobiyologlara göre her ne kadar çevresel şartlar insan davranışları üzerinde rol oynasa da esas sorumlusu genlerimizdir.

Bu yüzden bazı Irklar yüksek kültürler ve uygarlıklar meydana getirmişken bazıları az gelişmiş veya gelişmemiştir.

Bazı halklar şehirler kurarken bazıları ağaçlardan muz toplamıştır. Bugün bile ormanda yaşayıp 50 kelimeden fazlasını konuşamayan insanlar mevcuttur.

Üstün Irklar daha ileri uygarlık ortaya çıkarırken, ilkel ırklar uygarlık bile yaratamamamıştır.

Avrupa’da Roma veya Osmanlı İmparatorlukları varken, yani daha Afrika sömürgeleştirilmemişken bile Afrika’da uygarlık yoktu.

 

Aslında bu şaşılacak bir durum değildir. Aynı soydan insanlar bile farklı zeka ve yeteneklere sahiptirler. Aynı aileden bir çocuk matematikçi olurken, bir diğeri zeka özürlü olabilir.

Aynı soydan veya aileden insanlar bile birbirinden bu kadar farklı olabilirken, Irklar arasında da bazı farklılıklar olması son derece doğaldır.


John Hopkins Üniversitesi anatomi profesörü Robert Bennet, Beyaz ve zenci beyinleri üzerinde araştırmalar yapmış ve bu çalışmalar sonucunda şu blgulara ulaşmıştır:

“Beyaz Irktan insanların (Türkler, Fransızlar vs..) ön beyin loblarının zencilerden büyük olduğunu ve bunun sonucunda da Beyazların bilimsel konularda daha yetenekli ve yaratıcı, akılsal olarak daha üstün ve irade sahibi, buna karşılık, ön beyin lobu küçük, buna karşılık arka beyin lobu gelişmiş zencilerin ise görme, elle yapma, koklama ve şarkı söyleme gibi pek önemli olmayan alanlarda daha başarılıdırlar.”

 

Farklı ırklar üzerinde yapılan psikoloji testleri de farklı ırktan insanların aynı olaya çok farklı tepkiler verdiğini ortaya koymuştur. Başta ABD olmak üzere, farklı ırkların bir arada yaşadığı ülkelerde suçlu profili çıkarmada bu araştırmaların sonuçlarından yararlanılmakta; sadece suç mahalline bakarak suçlunun ırkı (hatta yaşı, eğitimi vs.) tespit edilebilmektedir.

 

6/2/2009

İNSANLAR FARKLIDIR!


Irk tabiri daha çok fiziki bir kavramı ifade edip “fiziki karakterler bakımından ortak ve benzer grupları” ifade eder. Irklar temsil ettikleri “türün” bütün özelliklerini taşımakla beraber, genellikle belirli bir çevrede sınırlı bir popülasyon (nüfus) oluştururlar. Yani fenotipte
(x) belirli genlerin nesiller boyunca hakim olması, benzer fenotipte birçok fertten meydana gelen bir topluluğun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Son yıllarda yapılan genetik çalışmalar boya, göz ve deri rengi gibi fiziki karekterlere etki eden birçok genin olduğunu ortaya koymuştur. Tavşanların kürk rengini belirlemek üzere 12'den fazla gen çifti çeşitli yollardan etkileşirken, meyve sineklerinde göz rengi ve göz şekli olarak 100'den fazla genin tesirleştiği tesbit edilmiştir. İnsandaki boy uzunluğu belki 10 veya daha fazla gen çifti ile alakalıdır. Dolayısiyle bir tür içerisinde çok fazla varyasyonlar (çeşitlilik) olabilmektedir.

Ayrıca saç ve ten rengi gibi özellikleri belirleyen genlerin zeka ve karakteri (saldırganlık; mesela zencilerin daha şiddet düşkünü olması) gibi özelikleri de belirlediği anlaşılmıştır.

Zira bir gende gerçekleşen bir farklılaşma zincirleme bir reaksiyon yaratarak bütün genetik yapıyı etkilemektedir. Mesela zenci Irka, zenci (deri rengi vs. gibi)  özellikleri veren genler, onların testesteron oranını ve davranışlarını da etkilemektedir.


***


Ekseriyetle cinsiyet hücrelerinin mayoz bölünmesindeki Krosingover
(x) ile ortaya çıkan rekombinasyonlar yeni gen kombinasyonlarına sebep olur. Bu şekilde rekombinasyonlardan ortaya çıkan yeni tiplerin değişik yerlerde kapalı topluluklar oluşturması ile aynı nev'in çeşitli popülasyonları meydana gelir. Popülasyondaki her fert kendine has bir genotipe (x) sahiptir. Fakat bir popülasyon içerisinde genlerin dağılımı hemen hemen sabittir. Nesilden nesile gen frekanslarının değişmemesi hadisesine de biyolojide ' 'Hardy-Weinberg'' prensibi denir. Mutasyon veya popülasyonlar arasında karışım olmadıkça bir popülasyonda genlerin dağılımı ve ortaya çıkış nisbeti hemen hemen değişmez. İşte bu sebepledir ki, ırklar farklı davranış özellikleri gösterirler.

 

Çeşitli ırkların veya kabilelerin farklı sosyo-kültürel durumları özelikler gösterdiklerini göz önüne alan bilimadamları araştırmalarını derinleştirmişler ve ırkların farklı zeka ve yeteneklere sahip oldularını tespit etmişlerdir.

Aralarında DNA’nın babası olarak da tanınan Dr. Watson’un da bulunduğu pek çok önemli bilim adamı Beyazlarla zencilerin farklı zeka düzeylerine sahip olduklarını tespit etmişlerdir. Ancak bu bulgularını açıkladıkça politik baskılara maruz kalmışlar ve çalışmalarının yayınlanması yasaklanmıştır. Örneğin 2008’de Londra’da zenci zekasına yönelik araştırmalarının sonuçlarını açıklayan Dr. Watson hakkında soruşturma açılmış ve Londra’da yapacağı bir Konferans iptal edilmiştir.

1/2/2009

SOSYOBİYOLOJİ, ŞİDDET VE SALDIRGANLIK - SUÇ GENİ


Linç, saldırganlık ve şiddet konusunu bir diğer şekliyle ele alan disiplin ise son zamanlarda geliştirilen genetik ontoloji ya da diğer bir adıyla sosyo-biyolojidir. Genetikte gerçekleşen yeni ve önemli buluşlar biyolojinin, sosyal olayları genetikle açıklamasını beraberinde getirmiştir. Sosyobiyologlar bir çok davranışın sebebinin genetik olduğunu savunmaktadır. Şiddet, cinayet ve tecavüz gibi aşırılıklar gerçekte büyük ölçüde önlenebilir olaylardır. 


Sosyobiyoloji, genetiği toplumsal teoriye kadar genişletiyor. Genetiğin ve biyolojinin bir sentezi olan bu bilim dalı çok geniş bir sosyokültürel bir evrim modeli çizmektedir. Buna göre genler ilkeleri, insan toplumu ve evrimi yönlendiren esas olarak belirlemektedirler. Bu programı sistemli hale getiren E.O. Wilson’a göre bu bilim genetik etiketli biyoloji, antropoloji ve toplumsal bilimlerin sentezidir.


Sosyobiyoloji üzerine araştırmalar yapan, ABD Ulusal Kanser Enstitüsü Biyokimya Laboratuarı Gen Yapısı ve Düzenleme Şefi Dean Hamer ve Washington Scripps Howard Servisi’nde editörlük yapan Peter Copeland’ın ortaklaşa yazdıkları “Genlerimizle Yaşamak (1999)” kitabında, çoğu kişilik özelliklerinin doğuştan geldiği ve kişilik çeşitleri arasındaki farklılıkların çoğunun genlerdeki farklılıkların sonucu oluştuğunu söylemektedir. Bu bağlamda şiddet ve saldırganlık da genetik köklere sahiptir. Bazı insanlar diğerlerine karşı sert ve ani çıkışlar yapmaya daha meyillidir. Bu meyilin sebebi de insanda bulunan suç genidir. Bir insanın şiddet yanlısı ya da saldırgan olup olmaması ile genleri ve buna bağlı olarak da psikolojisi ve/veya hormon seviyeleri arasında ilişkş vardır.
Mesela normalde bir XY kromozomuna sahip olması gereken bir erkek XYY (yani iki Y) kromozomuna sahipse tecavüz, dayak, şiddet, ruhsal hastalıklar ve cinayete, diğer erkeklerden daha fazla eğilimli olmaktadırlar.

Aslında davranışlar, zeka, kültür ve yaratıcılığın genlere ve kalıtıma bağlı olduğunu Irkçılar ve Irkçılığa zemin hazırlamış bilim adamları yıllardır söylemektedir. Sosyobiyologların yaptığı ise Amerika'nın yeniden keşfinden başka bir şey değil; bilinenin tekrarıdır.